HARUN TOKAK

Yollar derin uçurumlara varmadan

Papa 16. Benedikt’in Türkiye ziyareti hayli ilginç oldu. “Kalbimin yarısı İstanbul’da kaldı” diyerek ülkemizden ayrılan Papa, ihtiyar dünyanın yorgun hafızasında -belki bir daha görülmesi mümkün olmayan- tarihi fotoğraflar bıraktı.

Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Ali Bardakoğlu’nun da, bilge kişiliği, cesareti, seviyeli temsili ve muhteva dolu sözleri her türlü takdirin üstünde oldu.

Bin yıla yakın, açık-gizli bir kavganın tarafları olan Katolik ve Ortodoks dünyasından ruhaniler bugün el ele tutuşup barış mesajı verebiliyorlar.

Bunlar önemlidir, ama bence bundan daha da önemlisi Papa 16. Benedikt’in Sultan Ahmet Camii’nde yapmış olduğu zarif davranış. Tıpkı biz Müslümanlar gibi ellerini bağlayıp, İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı ile beraber kıbleye durması, (Huzur duruşu) kolay kolay unutulacak bir fotoğraf değil.

Nezakete bakın ki, sanki birkaç ay önce Peygamberimiz’le (s.a.v) ilgili talihsiz o sözleri sarf eden Papa değildi…

Konumu itibariyle insanların değer atfettiği kimselerin, sahip oldukları bu kredilerini insanlığın ortak acılarını dindirmek için kullanmalarının görev olduğuna inanırım.

Devlet Bakanımız Sayın Mehmet Aydın Bey, Harran Toplantısı’nda “Dinler insanların ortak acılarına çare olamayacaksa, ‘dinler ne işe yarar’ diye sorgulanmaya başlarlar” şeklinde konuşmuştu.

Bu tür sorgulamalar yaşanacaksa, sorumluları da dini ve karizmatik liderler olacaktır.

Bir konuşma, bir fotoğraf, bir el ele tutuşmayı küçük görmemek lazımdır.

Hala, insanlığın acı ve derin izler taşıdığı, her iki dünya savaşının fitilinin ne denli küçük şeylerden ateşlendiğini hiç unutmamalıyız.

Gelişmiş bir ülkenin, diyet ve zayıflamaya harcadığı bütçe ile Afrika gibi koca bir kıtanın açlıktan kurtulacağı çoğumuzun malumudur. Savunma sanayine harcanan paralar hala aslan payını alıyorsa, insanlık sosyal bir travma geçiriyorsa, dinlere büyük görevler düşüyor demektir. Diyalogun, insanlığın ortak meselelerine çareler üretmek için sürdürülmesi gerekiyor. Şimdilerde buna “kültürler arası diyalog” denilerek, bütün dinleri ve kültürleri içine alması bakımından daha anlamlı hale getirilmiştir.

Son on yıldır ülkemizde ve Dünya’nın pek çok yerinde Ramazan ayında verilen iftar yemekleri, anlamlı birlikteliklere ve insanlık adına çok duygulu konuşmalara sahne olmaktadır. Fener-Rum Patriği Bartholomeos’un, o iftarların birinde yaptığı konuşmayı, dini liderlerin sorumluluklarını hatırlatması bakımından çok önemli buluyorum;

Patrik şöyle demişti;

“Yorgo isminde, Samsunda askerlik yapan, cemaatimizden bir genç bana mektup yazmış. Mektubunda; beraber askerlik yaptıkları Mehmet isminde bir asker arkadaşının kendisine;

-Yorgo! Eğer Fethullah Gülen Hoca Efendi ile senin patriğin Bartholomeos’u el ele tutuşmuş görmeseydim seni burada evire çevire döverdim. Çünkü size çok kızıyordum. dediğini yazıyor.”

Bazen bir el ele tutuşma, bir yan yana duruş; yıllarca tortulaşmış sosyal gerginlikleri, ummadığımız bir şekilde azaltabiliyor.

İnsanlığın sorunları azaltmaya ihtiyacı var.

Küresel aydınlıkların da, bir küçük kıvılcımdan tutuştuğu dünyamızda, birlikte “huzura duruş” bile tedirgin dünyamıza bir nefes aldırabilir.

Ön yargıları yıkmanın atomu parçalamaktan, barışın da savaştan zor olduğunu biliyoruz. Bu kuşakta önyargılar cesaretle yıkılırsa, sonraki nesiller köhne önyargılardan kurtulmuş olabilir.

Bir araya gelmek, birbirimizi ve kültürlerimizi keşfetmek, daha yakından tanış olmak, güven vermek ve güven duymak, acı ve sevinçlerimizi paylaşmak, gelecek nesillerin rahatlıkla üzerinden geçeceği barış köprüleri oluşturmak; günümüz insanının asli görevleri ve vazgeçilmezleri arasındadır. Onca ortak noktalarımız varken, din mensuplarının birbirlerinin değerlerini hafife alması ve kırmızı çizgilerini zorlaması yersiz ve gereksizdir.

Dünyayı kan gölüne çevirmek için çabalayan şer şebekeleri karşısında, samimi insanların sevgi projelerini hayata geçirme gayretleri akim kalırsa, insanlık barışı, bir başka bahara ertelenmiş olacak. Yorgun ve yaşlı gezegen dünyamızın böyle bir beklemeye takati kalmamış. İnanıyoruz ki; dünyamız, ömrünü tamamlamadan, sakinlerine bir bahar daha yaşatacak. Herkes elindeki bir çiçekle katkıda bulunursa, baharı beklemek uzun sürmeyecek…

Bu gün ülkemizin mübarek topraklarında yükselen barış rüzgârları dünyanın dingin dallarını çoktan harekete geçirmiştir. Mevlana’nın, Yunusların, Hacı Bektaş Velilerin, Bediüzzaman’ların ve günümüzde Fethullah Gülenlerin barış çağrıları Dünya’da geniş yankılar bulmuştur.

Papa’nın Türkiye’deki bazı zarif davranışlarını takdirle anacağız. Ülkemiz insanı, üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır. Umarım, karşılıklı bazı ön yargıların giderilmesi istikametinde bu gezi yararlı olmuştur.

Dini liderlerden, başta Kudüs gibi stratejik ve acılı bölgelerde de bir araya gelerek, acıların dinmesine, kalıcı katkılar da bulunmalarını bekliyoruz.

Umutsuzluğu bir kefen gibi boynuna geçirmek; insanlığın kaderi olmaması için, kalıcı bir barışa el ele yürümemiz kaçınılmazdır.

Yollar, derin uçurumlara varmadan “durun ey kalabalıklar” diyecek barış kahramanlarına her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Gece sırtını sabaha verdi ise, şafak yakındır.

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.