HARUN TOKAK

Mevlana

Konya gecenin koynunda sessizce uyuyordu.

Dergahın ışığı hiç sönmedi.

Gündüzün koşuşturmalarına eşlik eden saatin tik takları, şimdi, sıradan gözlere karanlığı işaret ediyordu. Karanlık havuzuna, aydınlık simasıyla dalanlar, bir hayli yol almışlardı.

Gece, kovaladığı gündüzün eteklerine dokunmak üzereydi.

Hazret-i Mevlana’nın yanında, sadece sadık dostu Hüsameddin Çelebi vardı.

Hep den Allah’a koşan ve etrafını O’na koşturan Koca Sultan yorgundu, uykusuzdu.

Dergahında eksik aramak beyhudeydi, zira bütün eksikleri kapatırdı onun iniltisi.

Gündüzün aşk fasılları geceyi besler, gecenin inleyen nağmeleri de gündüzü beslerdi.

O derin gönlü, bir ocak gibi durmadan yanar, yanardı. Gönül okyanusunun gel-gitlerine usul usul salınca kendini, bir güneş topuna dönerdi.

Aşk üstadı, gönül adamı, fasıla vermeden yanmayı, Hakk’a giden oyları açan aşkın gereği görürdü.

Sevene, uyumak haramdır derdi hazret.

“O’nun (c.c) aşkı, uykularımı alıp götürdü, bir daha geri geleceğini sanmıyorum.” diyen Mevlana’nın perişan hali Hüsameddin Çelebi’yi oldukça fazla hüzünlendirmişti.

-“Sultanım, günlerden beri uyumuyorsunuz, bari bu gece bir yatak sereyim de biraz istirahat buyurun.” Dedi.

Kırmadı Hazret, gönül dostu Hüsameddin Çelebi’yi.

-“Peki ser bakalım.” dedi.”

Özenle yatağı serdi Çelebi.

Onu alıp götürmüştü Aşk. Ulaştığı yerde, ne ay vardı ne de güneş.

Gönlüne doğan güneş, hiç batmak bilmeden gece-gündün, her an aydınlatırdı dünyasını.

Bu vakitten sonra Hazret, dünya’ya doğan güneşle meşgul değildi.

O nazarında dünya, hüzünlü bir gurbetti…

Hüzünlü gurbetin bitişi de Şeb-i Arus’tu Aşk Sultanı’nın dilinde..

“Doğ ey Güneş, doğ gönlümün içinde, Şu hüzünlü Şafakta perde perde” deyip inlemekteydi.

Derken, gece bitmişti. Sabah ezanları, Konya’nın minarelerinden yükselmeye başlamıştı.

Hazreti Mevlana ile Hüsameddin Çelebi, göz göze geldiler.

-“Bu gece de istirahat etmediniz, bu gecede uyumadınız Sultanım.”

-“Biz de uyursak, halkı kim uyandırır Hüsameddin”

“Ey dide nedir uyku gel uyan gecelerde

Kevkeblerin seyrini et seyran gecelerde” sözleri, gönlünü Allah’a (c.c) kaptırmış olanların ortak bestesi olmuştu.

Onun içindir ki, Mevlana kendi döneminin insanını uyandırdığı gibi, günümüz insanlarını da uyarmasını bilmiş, büyülü bir nefestir.

Çağlar arasında gidip gelen bir sestir O.

Asırlar önce yaşamasına rağmen, hala içimizdedir, dipdiridir O.

Aşk ateşinin fitilini, arkadaşı Şems-i Tebrizi’den tutuştursa da, aslında insanın yalnız başına ulaşması pek mümkün olmayan sevgi tepelerine el ele yürümüşlerdir.

Tutuşturdukları aşk ateşi ile asırlarını aydınlattıkları gibi, çağımıza gelene kadar yaşanan aydınlıklar da onun yaktığı ateşten nasibini almıştır.

“Okyanuslar gibi birbirlerine akmışlar” ve gönüllere ortak bir okyanus sunmuşlardır.

Mevlana’nın yaşadığı devir, günümüz İslam Dünyası gibi karışıklıklarla doludur.

Moğol istilası, dalga dalga İslam Dünyası’nı sarmıştı.

Her gün bir yerler yıkılıyor, insanlar ölüyor, şehirler köyler tahrip ediliyordu. Moğollar, taş üstünde taş bırakmıyorlardı. Mecburi göçler yaşanıyordu. Selçuklu yıkılışın eşiğindeydi.

Yepyeni bir devleti doğuracak olan Anadolu birliği, çoktan dağılma sürecine girmişti.

İçe ait olan hareketler, bünyeyi sarmıştı. Nizamiye Medreseleri bile verimsiz hale gelmişti.

İşte tam bu zamanda Mevlana Hazretleri, kanlı coğrafyanın, en hayati ilim ve kültür merkezleri olan, Horasan, Bağdat, Mekke, Medine, Şam, Darende, Kayseri, Karaman gibi şehirlere uğrayarak gelmiş ve Konya’da karar kılmıştır.

Babası, ondaki kabiliyeti erken keşfetmiş ve yol boyunca onu okutarak getirmiştir.

Hazret-i Mevlana çok defa incinmiş ama kimseyi hiç kimseyi incitmemiştir.

Tıpkı Peygamber meclisi gibi, dergâhı herkese açıktır.

Gönüller Sultanı Mevlana’nın herkesi kucaklayan hoş görüsüne ve sinelerimizi saran sıcak sesine olan ihtiyaç, şimdilerde daha net anlaşılmış görünüyor.

Mahzun Mevlana’nın, mahzun bir gönül kalmaması adına sonuna kadar açtığı gönül kapısından girmeye çalışanlar bütün dünyada dalga dalga büyüyor.

Hazreti Mevlana Konya’da yeşil türbesinin altında istirahata çekilmiş gibi dursa da, sesi, soluğu, mesajı dünyayı dolaşıyor.

“Gel artık aldanma divane gönül”

“Gel artık geç kalma.”

Gece, gündüzün eteklerine dokundu ve Konya, dergahın aydınlığında bir sabaha daha uyandı.

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.