HARUN TOKAK

Bir sevdadır Türkiye

Kazakistan…

Baharın en güzel demleri…

Bozkırın ortası ve dağ çiçekleri…

Üzerinde karın eksik olmadığı Alatav Dağı’nın, başı yukarıda ama gözü hep şehrin üzerinde…

Sevgilisine bakan bir ece gibi, dağın yamaçlarından uçsuz bucaksız bozkıra doğru bakıyor.

Orta Asya’nın kalbi Almatı’dayız…

Bahçeler…

Gül kokulu caddeler…

Heykeller, kabartmalar, büyük pazar yerleri…

Elma kokusuyla karışmış bir hava, dağlardan süzülmüş ışık…

Caddelerde koşuşturmalar…

Her yerde yeni bir bahara uyanışın canlılığı göze çarpıyor.

Almatı, Asya’nın yeni dirilişinin merkezi gibi.

Asya’nın bu büyülü şehrinin ümit taşan caddelerinden geçerek Kazak-Türk Lisesine ulaştığımızda, Anadolu’dan yüreklerinde yakıcı ayrılıklarla ayrılan, gittikleri yerlerde acılarını, taze sevinçlere dönüştüren öğretmenler karşıladı bizi.

***

Bu gün “6. Türkçe Olimpiyatları”nın final günü. Dünyanın dört bir yanından öğretmenleriyle birlikte gelen 550 öğrenci dereceye girebilmek için yarışacaklar.

110 ülkeden gelen bu çocuklar;

Türkçe konuşuyorlar…

Şiirlerini Türkçe okuyorlar…

Türkçe yazıyorlar…

Türkçe rüya görüyorlar…

Duygularını Türkçe dile getiriyorlar…

Sevdalarını, Türkçe söylüyorlar.

Dünyanın hiçbir yerinde 110 farklı ülkenin insanı bir araya gelerek aynı dili konuşmuyor.

Onun içindir ki geçen yılki Olimpiyatlar haklı bir şekilde Guinness Rekorlar kitabına girdi.

Bu öğretmenler rekora koşuyor…

Bu öğrenciler rekora koşuyor…

Daha da önemlisi el ele verip hep birlikte evrensel barışa koşuyorlar.

Aynı dili konuşanlar, aynı irfanı paylaşmadıkları sürece anlaşamazlar.

Kendi ülkemizde aynı dili konuştuğumuz halde birbirimizi anlayamadığımız gibi.

Bu çocuklar sadece Türkçe konuşmuyorlar.

Aynı irfanı da paylaşıyorlar;

insana, sadece insan olduğu için saygı duyma irfanını.

Dillerinden, ırklarından ve renklerinden dolayı birbirlerine düşmanca bakmıyorlar.

Minik yüreklerinde dünyaları dolduracak sevgi büyütüyorlar.

Dünyanın yüz on ülkesinden havalanan uçaklar Anadolu’ya Türkçe konuşan çocuklar taşıyor. Ses bayrağımız dalgalanıyor, gökyüzünün uçsuz bucaksız maviliklerinde.

ABD’li bir öğrenci ebru yapıyor.

Afrikalı siyah öğrenciler “çayda çıra” oynuyor.

Bir Kızılderili Karadeniz şivesiyle şarkı okuyor.

Siyahî bir çocuk;

“Afrikalı bir çocuğum

Sizlerden hiç farkı olmayan

Göğsünüzde mavi boncuğum

Ve siyah bir gülüm solmayan”

Şiirini söylüyor.

Bu okullarda Türkçe okutulmuyor diyenleri, 110 ülkeden binlerce çocuk tekzip ediyor.

Bir önceki Meclis Başkanımız Bülent Arınç Bey’in dediği gibi, “dublör değil gerçek bu çocuklar.”

1998 Mayısı’nın son günleriydi…

27 Mayıs Darbesi’nin kudretli subaylarından Muzaffer Özdağ’la birlikte Kazkistan’daydık.

Gezide bir general bir albay ve bazı gazeteciler de vardı.

Paşalar endişeliydi. Kendilerini nasıl bir tablonun beklediğini bilmiyorlardı.

“Türk okullarında Türkçe öğretmiyorlar,” diye duymuşlardı.

Ülke seçimini kendileri yaptılar. Kazakistan Almatı şehrindeki Kazak-Türk Lisesine vardığımızda öğrenciler bahçede oynuyorlardı.

Bizi fedakârlık ve hasret hırkasına bürünen öğretmenler karşıladı.

Malzemeleri insan…

Ellerinde, tebeşir, silgi, bilgisayar ve kitaplar…

Bir de sevgileri…

Sevgi olmazsa, ellerindeki araçların geçersiz ve işe yaramaz olduğunun farkındalar.

Muzaffer Özdağ Bey, bahçedeki bir öğrenciye “evladım bir dakika gelir misin?” dedi.

Kazak öğrenci saygı ile yaklaştı.

Komutanın gözleri çakmak çakmaktı.

Cebindeki kitabı çıkardı ve eliyle işaret ettiği bölümü okumasını istedi.

Kazak öğrenci İstanbul ağzıyla duygulu bir şekilde okudu.

Subayların memnuniyeti yüzlerinden okunuyordu. Gezi boyunca gördükleri karşısında ziyadesiyle duygulandılar. Bu seyahatimiz basına “Türk okullarına askerlerden tam not.” diye yansımıştı.

Son gün akşam yemeğinde gazeteciler, “Buralarda bu kadar güzel işler yapılıyor da bazı kesimler bu okullara neden karşı?” diye, sordular.

Bir yetkili, “Kimleri kastediyorsunuz bilmiyorum ama şu ana kadar hiçbir Başbakanımız ve hiçbir Cumhurbaşkanımız bu okulların aleyhinde olmadıkları gibi, hep moral desteği verdiler.” diye cevap verdi.

Gazeteciler, “Bizim neyi kastettiğimizi siz çok iyi biliyorsunuz” deyince, yetkili,

“Şayet askerlerimizi kastediyorsanız, subaylarımız burada sorunuza onlar cevap versinler.” dedi.

Merhum Muzaffer Özdağ; “Arkadaşlar biz buraya gelirken tedirgindik ama şu anda bütün şüphelerimiz izale oldu. Buralarda bayrağımız dalgalanıyor, İstiklal Marşı’mız okunuyor, öğrenciler İstanbul ağzıyla Türkçe konuşuyorlar, Türkiye sevdalısı olarak yetişiyorlar. Bu okullar hem bu ülkelere hem de ülkemize büyük hizmetler veriyorlar. Bir zamanlar Atatürk Üniversitesi’ni ziyaretim esnasında öğrencilere ve öğretim üyelerine, bir ordu kadar ülkemize hizmet veriyorsunuz demiştim. Şimdi bu okulları görünce, ordular kadar hizmet verdiklerini anladım.” dedi.

Türkiye’ye döndükten sonra bir gün karşılaştığımızda düşüncelerini üst makamlara sözlü ve yazılı aktardığını söyledi. İyi bir devlet ve fikir adamıydı. Hakperestti.Türk dünyası hayranı idi. Ölünceye kadar Orta Asya’daki kardeşlerimiz için koşturdu durdu.

Dil ve mefkûre dünyamızın güzide simalarından Yavuz Bülent Bakiler, “Yoldakiler” isimli kitabıma lütfettikleri önsözde;

‘Gazi Paşa diyor ki: “Bir milletin iki ordusu vardır. Asker ordusu, irfan-kültür ordusu. Asker ordusu vatanın hayatını kurtaran ordudur. İrfan, yani kültür ordusu vatanın geleceğini kuran ordudur. Bu iki ordu çok önemlidir. Bana ‘bu iki ordudan hangisi daha önemlidir?’ diye sorarsanız kültür ordusudur derim. Çünkü kültür ordusu, asker ordusuna, neden bu vatan topraklarını sevmek, onun uğrunda çarpışmak, gerektiğinde, kanını ve canını vermek mecburiyetinde olduğunu anlatan ordudur. Bir milletin kültür ordusu, yeteri kadar kuvvetli olmazsa, asker ordusunun muharebe meydanlarında kazandıklarını, sulh masalarında kaybeder!”

Yavuz Bülent Hoca, ” yerle gök arası kadar doğru bir tespit” diye tasdikliyor.

İrfan ordularımız, “Önden Giden Küheylanlarımız” şimdi dünyanın dört bir yanında durmadan koşuyorlar.

Bu gün “6. Türkçe Olimpiyatları”nın final günü.

Dünyanın yüz on ülkesinden havalanan uçaklar Anadolu’ya Türkçe konuşan çocuklar taşıyor.

İnsan ister istemez soruyor: Dünyanın hangi ülkesinde 110 farklı ülkenin insanı bir araya gelerek aynı dili konuşuyor?

Sadece Türkiye’de.

Bu muhteşem tabloda, ülkemizin, dünyanın dört bir yanında milyonlarca sevdalısı olduğunu görüyoruz.

Türkiye yalnız değil…

Türkiye büyük ve güzel bir ülke…

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.